İletişim / Mekânın Poetikası (109. Sayı)

esra1
Esra BİLGEN DURSUN İletişim ve Marka Danışmanı

Gündelik hayatın heyecanlı doğasında, gün içinde birçok yer değiştiriyoruz. Mekânsal farkındalığımız, gündelik yaşam pratiklerini de etkilemiyor mu?

Karl Marx’ın “altyapı” dediği kavram, üretim araçları ile hemen onun üzerinde şekillenen üretim ilişkilerini kapsıyordu. Bugün yaşadığımız kurumsal hayat da bundan çok farklı olmasa gerek. Genel teori değişmese de, Richard Sennett’in ilham veren – en kurumsal olmayan kişiyi bile teorik açılımları hevesle bekler hâle getiren – kitabı Karakter Aşınması’nı, üniversitede sevgili iletişim hocamız Oya PAKER okutmuştu bize.

Modern toplumdan postmodern topluma geçerken (ve kitabın 1998’de yazıldığını unutmayalım; Allah bilir şimdi hangi aşamadayız ki ben buna “Instagram toplumu” derim), kapıcı Enrico ve oğlu Rico’nun üretim ilişkileri içinde şekillenen maceralarını anlatır. Buradan anlarız ki baba, yıllarca düzenli bir işte çalışarak ev sahibi olmuş ve oğlu Rico’yu en iyi okullarda okutmuştur.

Ne var ki Rico, yatay örgütlenen iş modelleri içinden sıyrılarak kendi şirketini kurmuş ve “kendi işimin patronu oldum” derken, bir süre (ilk çeyrek büyümesini hatırlayanlar burada mı?) fotokopi çekmek, mekân temizlemek, müşteri telefonlarına bakmak ve teklif hazırlamak gibi bütün işleri kendi yapmak zorunda kalmıştır.

İş sahiplerinin herkesten daha farklı çalıştığı, buna zihinsel “overthinking” saatlerini de eklersek, bir ömre denk geliyor. Uzaktan bakıldığında kendi işinin sahibi olmak “havalı” bir eylem gibi dururken, gündelik hayatın şu günlerde her zamankinden daha hızlı akıp gittiği de bir gerçek, değil mi?

Bakış açılarının çılgın dünyasında şöyle bir manevra yaparsak, “çemberin içi” ya da “dışı” diye bir şey olmadığının keşfine doğru gidiyorum.

Kurumsal hayatın eğitim içerikleri için harika bir başlık olan, ICF koçlarından sevgili dostumuz Ali Özgür’ün yerinde tespiti şöyleydi:

“Kurumsal hayat mı? Öyle bir şey ben bilmiyorum. Çünkü neysen, osun.”

Kurumdaki davranışlarımız da aslında benliğimizin bir uzantısı değil mi? Ve gerçekten insan kaynakları bunun için var, değil mi?
Nereye bakarsan orayı çoğalttığın gibi, bakış açını neye odaklarsan orada kendinle ilgili bir şeyler keşfetmen olası.
İletişimin en temel koşullarından biri olan öz farkındalık, gündelik hayatın en güzel kazanımı.

Peki bunun için ne yapmalı?

Şimdi sevgili iş sahibi ya da değerli çalışan, derin bir nefes al.

“Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?” değil de, şu an için nasıl hissediyorsun?

İşte ona odaklan. Orada gördüklerin gerçek sen.

İletişim ve iletişim enstrümanları, gündelik hayatı – ki buna artık kurumsal hayatı da katıyoruz – oldukça kolaylaştırabilir. İçeridekini bulabilirsek, yani Enrico ya da Rico…

Sen kimsin?

Ev mi alacaksın, yoksa kendi maillerine bakmaya niyetli misin?

Bunu görmenin tek yolu: Bakmak.

Daha da dikkatli ve daha da hevesli. Çünkü iletişim, sanıldığının aksine, durmaksızın konuşmak ya da ifade etmekten ibaret değil.

Sağlıklı iletişimin birinci koşulu: sağlıklı bir dinleme.

Üzerine bir de nezaketi eklersek, tadından yenmez.

Ve bunun için de kendi iç sesimizi dinlemek, en güzel başlangıç.

Bir iletişimci olarak bana en sık sorulardan biri – daha çok start-up ya da eşikteki aile şirketleriyle çalıştığımdan olsa gerek ki – gerçekten aile şirketleri ve kurumsal hayata geçiş, iletişimciler için başka türlü, daha eğlenceli bir konudur.

Ve soru şudur: Yapabilecek miyiz?

Gerçekten bilmiyoruz.

lk çeyrek büyümeleri için yeterli iç sesi dinledik mi?

İletişim ve reklam için düzenli bilgilendirme (brief) iletişimine geçtik mi?

Sakin miyiz ve kendimizde miyiz?

İletişim için ne derece hevesli olduğumuz, kaliteli bir dinlemeden geçiyor.

Birbirimizi gerçekten dinlediğimizde, neden olmasın?

Marina AbramovIć & Ulay (Frank Uwe LaysIepen) “The Artist is Present” performansı, MoMa, 2010

Dinlemenin çağdaş sanatlardaki kraliçesi Marina AbramovIć’i bilenler, bilmeyenlere anlatabilir mi?

2010 yılında New York Modern Sanatlar Müzesi (MoMA)’da gerçekleştirdiği efsane performansı “The Artist is Present”, kesintisiz 736 saat boyunca sürmüş ve Marina Abramović’in ziyaretçilerle göz teması kurarak sessiz iletişimin doruklarını gerçekten zorladığı bir deneyim olmuştu.

Sanatçının varlığını anlamaya yönelik dinleyen enerjisi ve “Ben buradayım.” diyen sanatçının kendisi!

Gerçek bir şiir.

Ve gündelik hayatı yaşarken neden bu şiire ortak olmayalım diye düşünmeden edemiyor insan.

Bilgilendirme sürecindeki reklamveren ve iletişimciler olarak aslında çokça yaşadığımız bir şey bu diyerek…

Hazır yaz mevsimi de gelmişken iletişimin sakin sularına atmaz mıyız kendimizi?

Görüşmek üzere!

Yazıda ilham alınan metinler:

1.Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası
Orijinal Adı: La Poétique de l’Espace
Yayın Yılı (Fransızca İlk Baskı): 1958
Türkçesi: Mekânın Poetikası, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 1996.
Mekânın duyusal ve hayal gücüne dayalı boyutlarını şiirsel bir bakışla ele alır.

2.Karl Marx – “Altyapı” Kavramı
Kaynak: Marx, K. (1859). A Contribution to the Critique of Political Economy.
Toplumsal yapının temelini oluşturan üretim araçları ve ilişkileri üzerine temel bir teorik metindir.

3.Richard Sennett – Karakter Aşınması
Orijinal Adı: The Corrosion of Character: The Personal Consequences of Work in the New Capitalism
Yayın Yılı: 1998
Yayınevi: W.W. Norton & Company
Türkçesi: Karakter Aşınması, çev. Alev Türker,
Metis Yayınları.
Modern çalışma biçimlerinin bireyin kimliği ve yaşam deneyimi üzerindeki etkilerini sosyolojik bir çerçevede inceler.

4.Marina Abramović – The Artist is Present
Tarih: 2010
Yer: Museum of Modern Art (MoMA), New York
Süre: 736 saat boyunca kesintisiz performans
Sanatçı, performansı boyunca izleyicilerle göz teması kurarak sessiz iletişimin sınırlarını zorlamış ve “varlığın” gücünü sanat yoluyla ortaya koymuştur. Performans, dinleme, mevcudiyet ve içsel farkındalık temalarıyla ilişkilendirilir.

ÖZGEÇMİŞ

Esra BİLGEN DURSUN

Esra Bilgen Dursun, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden lisans derecesiyle mezun olmuştur. Üniversite yıllarından itibaren sinema ve yapım alanında kariyer hedefleyen Dursun, 2003 yılında İstanbul’a yerleşerek profesyonel yolculuğuna başlamıştır. Kariyerine dönemin önde gelen prodüksiyon şirketlerinden Haylazz Prodüksiyon’da adım atan Dursun, reji asistanlığından genel koordinatörlüğe, yapım amirliğinden yönetmen yardımcılığına kadar pek çok farklı rolde görev almış; bu süreçte hem ulusal hem uluslararası projelerde kapsamlı deneyim kazanmıştır. Yapımcılığını üstlendiği ilk reklam filmi olan Alarko-Techem Lansman Filmi ile 21. Kristal Elma Yarışması’nda televizyon kategorisinde ödül kazanmıştır. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi almıştır.

Mesleki kariyerini yaratıcı prodüksiyon alanında sürdüren Dursun, İzmir’e Şantiye Adworks kurucuları arasında yer almıştır. Alarko, Ziraat Bankası, Elidor, Nike, Nestlé, CTP, Kraft Gıda, TEGV, Akşam Gazetesi gibi çok sayıda markaya yönelik reklam, tanıtım ve kampanya filmlerinin yapım süreçlerini başarıyla yönetmiştir. Farklı sektörlere ait marka iletişim projelerinde hem yaratıcı hem de operasyonel sorumluluklar üstlenen Dursun, Pandemi ile birlikte kişisel marka yolculuğuna başlamıştır. İletişim ve reklam danışmanlığı konusunda hizmet veriyor. Özellikle yeni kurulan fikirlerin markalanması ve aile şirketlerinde iç iletişim ve markalama konularında danışmanlık, eğitim ve marka iletişimi   konularında hizmet veriyor.

Haber Arşivi